28 Temmuz 2016 Perşembe

Komik Bir Hikaye ve Dönemin Yaşanmış Gerçek Hikayeleri

Dokorun birine bir gün kadının biri oğlunu getirdi, sünnet ettirecekti : “Aman doktor bey iyi sünnet olsun!”


“Merak etme, yaparız!”


“Kuzum doktor bey güzel sünnet olacak değil mi?”


“Güzel yaparız, güzel yaparız!”


Ama kadın durmadan “Oğlumu iyi sünnet edin” diye söylenip duruyordu. Sonunda doktorun kafası attı:


“Bana bak hanım eğer beğendiğin bir şey varsa, getir de ondan kopya çekip benzetelim.”


Sokak Ortasında Gevezelik Edersek


Sabah, daha çayımızı yudumlarken ilk emir küçük beyden geldi:


“Baba, bana şu kitabı al!”


Emir kulağımızda küpe, gazeteye geldik, işler biraz hafifleyince dışarı çıkıp kitabı aramaya başladık. Kitabın adım söyler söylemez, dudak büküyorlar:


“Yok!”


“Çıkmayacak mı?”


“Belli olmaz! Bu fiyata kim kâğıt alıp, kim kitap basar.” Sora sora Vilayetin önüne kadar geldik.


Uzun boylu bir delikanlı yolumuzu kesti:


“Siz Hasan P.’siniz değil mi?”


Adımızı inkâr edecek değiliz ya:


“Evet, benim…”


“Size bir şey anlatacağım…”


Dinlememek mümkün mü?


”Amcam İran’da öldü.”


“Vah vah, başınız sağ olsun… Allah kalanlara uzun ömür versin.”


“Amcam İran’da işçiydi, kaza geçirdi. Ölüm haberini aldık. Hemen gidip cenazeyi Türkiye’ye getirmek istedik.”


“Çok iyi yaptınız. Zavallının cenazesi yâdellerde kalmasın.”


“Ama gidemedik!”


“Niçin?”


“Döviz yok da onun için!”


“Anlamadım!”


“Abî anlamayacak ne var bunda… Yurt dışına çıkmak için döviz gerek. Bankalar döviz vermiyor.”


“Ama sizin durumunuz başka… Romanya’ya alışverişe gitmiyorsunuz ki! Cenaze getireceksiniz, incik boncuk değil!”


“Dinleyen kim?”


“Şimdi… Cenaze ortada mı kaldı?”


“Çok şükür kalmadı. Bereket versin bir amcamız da Almanya’da işçi. Ona telgraf çektik. O Almanya’dan uçağa atlayıp Tahran’a gitti. Cenazeyi bu akşam getirecek galiba!”


Donup kaldık…


Baş sağlığı dilemekten başka ne gelirdi ki!


Yürüyüp giderken döndü:


“Abi bir ricam daha var.”


“Buyur kardeşim…”


“70 cent’e muhtaç olduğumuz devirde, hacılara 70 milyon dolar bulduk,’diyen Demirel’e selam söyle de amcamın ruhuna bir fatiha okusun!”


Eski Askerlik Arkadaşıyla Karşılaşma


Kitapçılara girip çıkıyoruz. Birisi omzumuza dokundu: “Beni tanıdın mı?” Hiç yabancı değil. Kim acaba?  “Sen yedek subaydan filan değil misin?”. Sarıldık, öpüştük, biraz da birbirimize cila sürdük:


“Yahu hiç değişmemişsin… Bu ne gençlik böyle!”


“Sen de öyle!”


“Amma yaptın ha!”


Birkaç kelimeyle askerlik günlerini andık, laf tükendi. Tanımasına tanıdık ama acaba ne iş yapıyor? Soyadını da bilmiyoruz. Bereket o imdada yetişti:


“Her gün yazılarını okuyorum!”


“Sağ ol, sen ne iş yapıyorsun?”


“Milletvekiliyim!”


Abooooo!


Bak hele şu İşe! Biz neredeyiz, askerlik arkadaşlarımız nerede?


“Hangi partidensin?”


Güldü:


“Adalet Partisinden…”“Hayırlı uğurlu olsun. Eeee ne var ne yok bakalım? Ne yapıyorsunuz? Başkan  seçebilecek misiniz?”


“Ben sana sorayım…”


“Neyi?”


“Memleketin halini!”


Hoppala!


Milletvekili de bunu bize sorarsa…


Ama milletvekilimiz öyle dertli ki:


“Bu adamla ve etrafındakilere baş edemiyoruz. Adamlar partinin başına çöreklenmişler. Baş etmenin mümkün atı yok! Başımıza geçecek bir lider olsa yirmi, yirmi beş kişi varız. Ama lider yok. Hangi dağa güvenirsek kar yağıyor. Grubu istediği gibi oynatıp duruyor. Çok sıkışınca hemen öcüyü çıkarıyor:


“Ben gidersem komünistler gelir ha’…”


“Sen AP milletvekili olarak CHP’nin komünist olduğuna inanıyor musun?”


“Yahu Ecevit in başında olduğu parti komünist olur mu? Adamın Allah’ı var! Eğer komünizm tehlikesi varsa, tek güvence o! Yoksa bizimki değil! Herkes konuşuyor, ama cebimdeki muhtırayı üç kişiden fazla imzalayan” çıkmadı.”


“Peki ne olacak memleketin hali!”


Milletvekilimiz karşıdaki kuyruğu gösterdi. Tüpgaz için çoluk çocuk kadın erkek, ellerinde tüpler bekleşip duruyorlardı:


“Bak bunları görüyor musun? Biz bu vatandaşa sahip çıkamıyoruz, derdine çere bulamıyoruz. Yarın onlar da bize sahip çıkmayacaklar, yüzümüze bakmayacaklar.”


Daha çok şeyler konuştuk milletvekillinizle…


Ayrılırken yine de umutluydu:


“Seçimlerden sonra bu işi halledeceğiz. Bu takımı silkeleyip atacağız!”


“Dikkat edin, karşınızda Süleyman Bey var! Ondaki çalımın eşi, menendi yoktur, sizi öyle bir keten pereye getirir ki!”


Taşı gediğine koydu:


“Bizim başımızda şapka yok ki çıkaralım!”


Hak etmiştik!


“Peki diyelim, Süleyman Beyi devirdiniz, sonra ne olacak?”


“Bakalım Mevla neyler, neylerse güzel eyler..”


“CHP – AP koalisyonu mu?”


“O da olur, başkası da! Parti elden gidiyor yahu!” “Başkası ne?”. “Bülent ‘Beyin Azınlık Hükümetinin suyu çıkmadı ya!”


“O zaman niye kabul etmediniz?”


“Eee terazi var tartı var, her bir işin vakti var!”


Bizim oğlanın kitabı ne mi oldu?


Eee, sokak ortasında bu kadar gevezelik edersek yarına kalır tabii!


O da bulabilirsek!