Dön Baba Dönelim
Olay Trabzon’da geçer. Vakit gece yarısıdır. Sokaklarda kimse yoktur. Ûç bekçi Adapark’ta buluşurlar. Birer sigara yakarlar ve sohbete başlarlar. Laf arasında bekçilerden biri arkadaşlarına Luna Parktaki döner salıncakları göstererek “Gelin şunlara binelim” der, “Gündüz binsek çoluk çocuk alay eder… Şimdi kimse yok.” Bu teklifi diğer bekçiler de beğenir. “Hadi be!” derler. “Oldu olacak biraz dönelim!..” İki bekçi salıncağa biner, üçüncüsü de elektrik şartelini indirir ve o da salıncağa atlar. Salıncak yavaş yavaş hızlanarak dönmeye başlar. Beş dakika, on dakika, on beş dakika… Salıncak döndükçe döner ve sonunda bekçilerin d© başı döner… Aşağı İnmek isterler ama nasıl insinler?!.. Salıncağı kim durduracak? Şarteli kim indirecek? “Hay Allah kahretsin!” diye başlarlar söylenmeye: “Binerken burî hiç düşünmemiştik!” Dön baba dönelim, hacılara gidelim misali tam üç saat dönerler… Nihayet sabaha karşı namaza giden bir adam onları görür… Gözlerini ovuşturur- “Allah, Allah…” diye hayret eder: “Bu bekçilere de ne olmuş? Delirmiş mİ bunlar!” Bekçiler adama bağırırlar. Adam gelir, şarteli indir ve üç bekçi yan baygın halde yere inerler.
Birol “Vefakâr Amigolar”A Veda Etti
Salı günü (Beşiktaş idarecisi Himmet Ünlü’nün yazıhanesi ana x baba günüydü. Ağlayanlar, birbirlerine sarılanlar, gömleklerini yırtanlar, kalfalarını duvarlara vuranlar, “Bileğimi kesseniz kanım siyah – beyaz akar!” diyenler… Neler de neler… Amigo çetesi, Bİrot’u Kadıköy’deki evinden kaçırmıştı!.. İdareciler taraftarların bu baskısı karşısında bunalmışlar, Birol’u geri almaya karar vermişlerdi. Ama Birol 110 bin lira istiyordu. ‘İdareciler de 55 bin lira teklif ediyorlardı. Anlaşmaya varılmasına imkân yoktu… Ve varılamadı! iBirol bir dram aktörüne yakışır pozlarla ((Beşiktaş’a gönül vermiş, vefakâr taraftarlara” veda etti, çıktı gitti. Oda boşalmış içeride birkaç kişi kalmıştı. Bunlardan biri Abdullah Ziya Kozanoğlu’na yanaştı. “Hoca!” dedi “2750 papel masraf yaptık!” Kozanoğlu hayretle sordu:
“Ne masrafı yahu?” “Birol’u taaa ‘Kadıköy’den buraya getirdik!”
“Hususi vapur mu tuttunuz?” “Yok be hoca! İki gecedir otelde kalıyoruz… Kolay mı Birol’u kaçırmak!”
“Oğlum size Birol’u kaçır, diyen oldu mu? Hem hiç kaçırılmışa benzemiyordu… Tıpış tıpış gelmiş” “Olur mu hoca! Bütün Fenerliler peşinde… Hırsız Semai’yi nasıl atlattık biz biliriz!” “Oğlum bu nasıl otelmiş?… İki günde 2750 lira!” “Vallahi hoca duman olduk! Sen şu parayı ver de belimizi doğrultalım!”
Ve kafalarını duvarlara vuranlar, gömleklerini yırtanlar, ağlayanlar (Bileğimi kessen kanım siyah- beyaz akar” diyenler… 2750 lirayı alıp gittiler!…
Az Pilav Ver!
Urfa Valisi iken, Ankara’ya deve getirip devrin başbakanının evinin önünde kesen ve son seçimlerde milletvekili seçilen AP’li Kadri Eroğan, Meclis kürsüsünde 1963 bütçesini tenkit ediyor: “Vatandaş İsmet Paşa’dan plan değil, pilav istiyor!” CHP’liler de kendisine cevap veriyorlar: “Fasulyalı mı, salçalı mı, yoksa deve etinden kavurmalı mı?”
Film Nece
Feriköy’deki bir yozluk sinemanın gişesi önünde kuyruğa girmişti. Arkadaşı bekliyordu. O gün inşaatta çok yorulmuşlardı. Hem film seyredip, hem de dinleneceklerdi. Sıra kendisine gelince gişedeki memura sordu:
“Hemşerim filim nece?””Bini Türkçe, biri orijinal!” Kenarda bekleyen arkadaşına bağırıp sordu : “Ülen Memet! Filimin biri Türkçe, biri orcinalceymiş… Bilet a lam mı?
Hafıza Kuvveti Buna Derler
Asliye Hukuk Mahkemelerin den birinde, bir “yaş tashihi” davasına bakılıyordu. Dava konusu bir kızın yaşı idi. Nüfus kâğıdına göre 14 yaşında görülen kızın yaşının 16’ya çıkarılması isteniyordu. Kızın babası doğum tarihinin nüfus kâğıdına yanlış kaydedildiğimi iddia ediyordu. Bunu ispat etmek için de tanıklar getirmişti. Tanıklardan ilki yaşlı bir kadındı. “Bu kız benim elimde doğmuştur” diye söze başladı: “Hiç unutmam karli bir gündü. Onlar üst katta, biz alt katta oturuyorduk. Hacer Hanımın sancıları tuttu. Hemen ben yukarı çıktım. Doğum yakındı. Ebe hanım karşı sokakta oturuyordu. Ona koştum, aldım, geldim biraz sonra Gönülcüğüm dünyaya geldi. Bugün gibi aklımda,.. 1947 yılının Şubat ayının 18’inci günüydü!!” Gülümseyerek tanığı dinleyen yargıç sordu “Peki hanım! Bu kızın doğumunu bu kadar tafsilatlı olarak hatırlıyorsun… Sen ‘hangi yılın hangi ayı ve hangi günü doğmuşsun? Bunu bana söyler misin?”
Sirkeci De Film Çevriliyordu
Pazartesi sabahı Sirkeci Meydanında bir film çevriliyordu. Meraklılar filmcilerin etrafına toplanmış onları seyrediyor, bu yüzden de trafik aksıyordu. Oyuncular, teknisyenler kan ter içinde sahneyi bitirmeye gayret ediyorlardı. Bu sırada ağır ağır yürüyen otomobillerden birinden bir baş uzandı. Şoför, Ayhan Işık’a bağırdı: Ayhan abi.. Ayhan abi… Film bu akşam biterse bana da İki bilet ayır Galaya gelecem!.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.