12 Mayıs 2016 Perşembe

Geçmişten Yansıyan Olay "Dünyanın Neresinde Böyle Polis Var?"

Önce eskilerin deyimiyle asgari müştereklerde anlaşmamız gerek… Devlet kavramına inanıyor muyuz? Anayasası ile kurulu devletten yana mıyız? Eğer bu soruların cevabını “evet” diye verebilirsek, o zaman konuşabiliriz. Bu soruların cevabını “hayır” olarak karşılıyorsak, konuşacak, tartışacak bir şey yoktur.


Biz bu soruların cevabını “evet” diye verenlerdeniz. Devlet yedi kollu bir hilkat garibesi, ya da ağzından ateş püsküren, bir ayağı yerde, bir ayağı gökte canavar değildir. Devletin düzenini köy muhtarından jandarmaya, polisten savcıya, savcıdan yargıca, yargıçtan Meclise, hükümete ve de Cumhurbaşkanına kadar uzanan ve birbirine uyan dişli çarklar çalıştırır.


Bu dişliler birbirine uymazsa, bu dişliler kırılırsa çark dönmez. Bu dişlilerin en önemlilerinden biri güvenliktir. Kim sağlar güvenliği? Devlet kuvvetleri. Nedir bu kuvvetler? Önce polistir. Polis, devletin yasalarını taraf tutmadan uygulayacaktır. Böyle mi uygulamaktadır? Hiçbir zaman böyle uyguladığı söylenemez. Çünkü bizdeki siyasi iktidarlar, polisi devletin değil, kendi hatalarının uygulayıcısı olarak görmeyi istemişler ve öyle yapmışlardır. Ama bunun da bir haddi vardır. İşte bu “had”, yani sınır, MC döneminde görülmemiş ölçüde aşılmış ve her kuruluşta olduğu gibi, polis de iki kampa ayrılmıştır.


Devletin güvenlik kuvveti olan polisin “sağcı polis, solcu polis” diye ikiye ayrıldığım düşünebilir misiniz?


Düşünmenize gerek yok! Görünen köy kılavuz istemez. Bugünkü duruma hepimizin katkısı olmuştur. Bir taraftan devlete bağlılık antları içerken Anayasa şarkıları söylerken her olayda polisi işimize geldiği gibi suçlamışızdır.


Kimine göre polis faşisttir. Kimine göre polis katildir. Kimine göre polis komünisttir. Her olaydan sonra böyle avaz avaz bağırarak polisi bugünkü duruma getirmişizdir ve de hâlâ getirmekteyiz. Gece yarısı birisi kapınızı kurcalasa, ilk başvuracağınız yer karakoldur. “Yetiş polis!” Birisi cebinizden paranızı çalsa. “Yetiş polis!” Birisi dövse. “Yetiş polis!” Komşuyla kavga etseniz. “Yetiş polis!”


Ama sonra hep bir ağızdan bağıracağız: “Katil polis!” “Faşist polis!” “Komünist polis!” Bu, çıkar yol değildir.


Polis, üzerinde tabanca olan birinin peşine takılacak, teslim ol diye bağıracak, kurşun yağmuruna tutulacak, canını kurtarmak için kendisini yere atacak, hatta tabancası tutukluk yapacak, çekip ateş edecek… Sonra katil polis!


Okulu işgal edeceksin. Öğretmenleri öğrencileri içeride tutacaksın, polis gelip üç saat yalvaracak, gel etme eyleme çık dışarı diyecek, atacaksın taşı, polisi kan revan içinde bırakacaksın, polis içeri girip yakapaça dışarı çıkardı mı, zor kullandı mı?


Gelsin faşist polis! Ateş edene “Aman ha ateş etme kaç git” mi diyecek? Okulu basana, “Aman ne iyi ettin” mi diyecek? Önünde diz çöküp yalvaracak mı? Böyle bir polis mi istiyoruz? Böyle bir polis ne Moskova’da, ne VVashington’da ne Paris’te ne de Pekin’de yoktur.


Polise ateş edilecek, polis ateş etmeyecek… Polis taşlanacak, kan revan içinde kalacak, elini kaldırmayacak… Sonra da, sana “Kaşının üstünde gözün var” deseler basacaksın feryadı: “Devlet yok rnu, polis nerede?” İşte devletin de polisin de nerede olduğu ortada…


Bu kafayla bu hale getirdik! Çatırdayan çatının altında kaldığımız gün kalkabilecek miyiz acep ayağa:


“Suçlu ayağa kalk!” dediklerinde…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.